23 Nisan 2014 Çarşamba
   14.10.2013 12:52:24
SEMSÜR

Semsûr ^ f i Mehmet AKAR.^ . mehmetsemsur@gmail.com AK Parti Kürtleri Muhatap Almalı Türkiye siyaseti halen 1930ların kodlarıyla yürüyor. Bunun çok eskilerde kaldığının bilmesi lazım. Dünya değişti, Türkiye değişti. Artık olayları soğuk savaş dönemlerinin anlayışı ile y

Semsûr ^ f i Mehmet AKAR.^ . mehmetsemsur@gmail.com AK Parti Kürtleri Muhatap Almalı Türkiye siyaseti halen 1930ların kodlarıyla yürüyor. Bunun çok eskilerde kaldığının bilmesi lazım. Dünya değişti, Türkiye değişti. Artık olayları soğuk savaş dönemlerinin anlayışı ile yorumlamamız mümkün değil. Çağın değişimlerini iyi okumak gerekiyor. Gelişmeleri yanlış okuyan iktidarlar halklarını yoksulluğa, cehalete mahkûm etmekten kurtaramazlar. Süreçleri doğru görmek lazım. Süreçler doğru görülmeden toplumsal olaylar ile boğuşmaktan kurtulamayız. Çağı doğru okuyan ülkeler hiçbir komplekse kapılmadan, muhataplarını esas alarak var olan sorunları masaya yatırır ve gereken çözümü bulmaya çalışırlar. Ben iktidarım her şeyi yapmaya muktedirim, yaptığım her şey doğrudur anlayışı sorunların büyümesine ve çıkılmaz noktaya gelmesine yol açar. Türkiye cumhuriyeti kuruluş yıllarında Türkiye'nin sosyal, siyasal, kültürel, etnik yapısını yanlış okudu veya yapıyı bildiği halde önüne koyduğu yöntemlerle istediği noktaya çekebileceğini düşündü. Devlet kadroları Türkiye'nin profilini çok iyi biliyorlardı. Ancak bu bildikleri yapıyı zor, baskı, imha, asimilasyon ve inkâr yöntemleriyle arzuladıkları noktaya çekebileceklerini düşündüler. Nitekim, 1921 anayasasında Kürtlere özerklik düşünülürken, Lozan anlaşmasının bitip, istedikleri sonuç alındıktan çok kısa bir süre sonra 1924 anayasasıyla özerklik unutulduğu gibi Kürtler tamamen inkâr edildi. Devletin tüm işleyişi bu inkâr politikası üzerine inşa edildi. Yasalar buna göre yapıldı. Eğitim kurumları inkâr ve asimilasyon politikası temeli üzerine şekillendi. Medya inkâr üzerine yayınları yaptı. Ceza yasaları ile korku imparatorluğu kuruldu. Kürtçe konuşanlara para cezaları verildi. Devletin arşivlerin sadece "Kürt Teali Cemiyeti" adı ile bir ibare geçmekteydi. Bu da Zararlı cemiyetler olarak tanımlanmaktaydı. Bölgede üç kişinin bir araya gelmesine müsaade edilmedi. Kürt kelimesi hayatın hiçbir alanında kullanılamaz oldu. Baskı hayatın her alanında fütursuzca devam etti. Kürt bölgesinde işbirlikçi bir zümre yaratılarak bir sosyal taban kurulmaya çalışıldı. Devletin baskılarına arka çıkan bu toplumsal yapılar ödüllendirildi. Aşiret, büyük toprak sahipleri devletin baskı mekanizmalarının müttefiki rolünü en iyi bir tarzda üstlendiler. Bölgenin milletvekilleri bu kesimden seçildiler. Devletin imkânları bu kesime hasredildi. Modern Türkiye devletinin bölgedeki müttefikleri, özgür birey yerine dini kanaat önderleri, geleneksel aşiret reisleri ve büyük toprak sahipleri oldu. Devlet bu politikası ile çağdışı feodal sistemi koruması altına almış olmaktaydı. Özgür, bağımsız birey yerine bölgenin bu güçleri vasıtasıyla Kürt halkı üzerindeki kontrollerini sürdürmeleri hedeflenmekteydi. Kürt coğrafyası geri kalmışlığın her çeşidini yaşadı. Dünyadaki gelişmeler, bölgenin sürgit devamına müsaade etmedi. Kürt halkı da kendilerine biçilen kefeni yırtarak, modern dünyanın hak ettiği imkânlara sahip olmak istiyordu. Kürt halkından yükselen çığlıklar her zaman zulümle bastırıldı. İnkâr politikasından bir adım dahi geri atılmadı. Cumhuriyetin kuruluşunda belirlenen konsept değişmedi. O gün de Kürt adından bahsedilmiyordu, bu günde. Kardeşlik hukuku muhatabına adı ile hitap etmeyi gerektirir. Resmi adı "Ak parti" olan partiye "AKP" demek nasıl Ak Partililer tarafından tepkiye neden oluyorsa, Kürt'e Kürt, Alevi'ye de Alevi demek ve haklarını teslim etmek gerekmez mi? Bu politikada ısrar edilmektedir. 2013 yılında başlayan çözüm süreci halkta bir umut yaratmışken, halk büyük bir beklenti içinde iken, hükümetin açtığı demokratikleşme paketi her kesi sükuti hayale sevk etti. Paketten hükümet üyeleri ve hükümete destek veren bir kısım çevrelerin dışında memnun olan olmadı. Bir şeyin anlaşılması lazım; samimi ve iyi niyetlerle ortaya atılan çözüm önerileriyle atılacak demokratik adımlara, diktacı emelleri olanların dışında hiç kimsenin karşı çıkması mümkün olmaz. Türkiye'nin sorunları bellidir, yılardır bu talepler dillendirilmektedir. Demokratik taleplerini yıllardır dile getiren toplum kesimlerinden başta Kürtler, Alevilerin ne istediği bilinmektedir. Bu husus bilindiği halde taleplerin yerine getirilmemesinin mazereti ancak ideolojik, politik maksatlarla izah edilebilinir. Acil ve öncelikli taleplerin karşılanmaması demek ben bu sorunları bir müddet daha ertelemeyi denemek istiyorum demektir. Nitekim 1933 yılından beri çocuklara okutulan "andımız" her zaman yanlıştı. Ancak bu yanlıştan 80 yıl sonra vazgeçildi. Her demokratik hak ve talep için toplumların bu denli enerji, zaman kaybı ne ile izah edilir? Hükümet; Alevi taleplerinin karşılanmamasını, Alevilerin kendi aralarında bir mutabakata varmadıkları gerekçesine bağlamaktadırlar. Bilindiği kadar Alevilerin demokratik kurumları olsun, Alevi dedeleri ve kanaat önderleri olsun, Cem evlerinin ibadethane olması konusunda hemfikirdirler. Hükümet açıkladığı demokratikleşme paketinin hiçbir yerinde ne Kürtlerden, ne de Alevilerden bir kelime olsun bahsetmedi. Bu hükümetin, toplumun en büyük iki kesimini muhatap olarak görmek istemediği manasına gelir. Hükümetlerin halkına ismi ile hitap etmemesi politik bir tercih olmadır. Taleplerini karşıladığınızı iddia ettiğiniz toplumu muhatap almadan, isimleriyle tanımadıkça, o taleplerin karşılandığını iddia ederseniz kimse size inanmaz. Samimiyetiniz sorgulanır. Yüz yıllık sorunlarla boğuşmak istenmiyorsa?

Adıyaman da Bugün

Yorumlar

Yorumunuz alındı!

Yorumunuz başarıyla kaydedilmiştir ve onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

İsim gerekli!

Mesajınızı yazınız!