17. YÜZYIL HALK ŞAİRLERİ

01.09.2013 00:00
17. YÜZYIL HALK ŞAİRLERİ XVII. yüzyılda gelişim sürecini tamamlayan "âşık edebiyatı", altın çağını yaşadı. En geniş sınırlarına ulaşan Osmanlı İmparatorluğu nda binlerce âşık yetişti. Halk şairleri "âşık", "kul", "öksüz' gibi sıfatlarla anılmaya başlandı. Bir bölümü; yeniçeriler, sipâhiler, leventler gibi askerî topluluklar arasından yetişti. Bu âşıklar, orduyla birlikte savaşa katılarak askerleri yüreklendirdiği gibi, barış zamanlannda onlan eğlendiriyorlardı. Aşıklar, XVII. yüzyılın ikinci yarısına kadar, kimi kavramlan ve benzetmeleri, divan şairleriyle ortak olarak kullanırken, bunları kendi geleneklerine uygun biçimde işlemişlerdi, çünkü yaşadıklan çevre, kültür ve beğenileri, klasik edebiyatın şiir çevresinden ayrıydı. Onlar doğayı, insanı ve olayları konuşma dilimizin rahatlığı içinde, özgün imgelerle anlatmışlardı. XVII. yüzyılın ikinci yansından sonra, âşıklar arasında okur yazarlar çoğalmaya başladı. İyi eğitim görüp devlet hizmetinde yer alanlar bile oldu. Divan şiirinin güçlü olduğu kentlerde yaşayan âşıklann şiirlerinde, klasik şiirin etkileri görülmeye başladı. Belli bir eğitim görmüş, aruz ölçüsünü öğrenmiş âşıklar arasında, dilini ağırlaştıran ve aruz ölçüsünü kullanmaya kalkışanlar çoğaldı. Bunlar, şiirlerinde divan şiirinin sözcük, imge ve mazmunlarını da kullanmışlardı. Böylece âşık geleneğiyle divan şiiri arasında bir tür köprü oluşmaktaydı. Bu dönemde, halkın sanat kültür zevki ve düzeyi de değişmişti. Şairler, kendilerini anlayacağına inandığı kitlenin gereksinimine göre şiirler yazma çabasına düştü. Bundan dolayı, halk şairlerinin divan şairlerinden, divan şairlerinin de halk şairlerinden etkilenmesi doğaldı. Yeni akımın en önemli temsilcileri arasında Âşık Ömer, Gevherî ve Kâtibî gibi isimler geliyordu. Nitekim Gevherî, divan şairleri gibi aruzla da şiirler yazdı. Bunun sonucunda dili, azımsanmayacak kadar ağırlaştı. Gevherî, Osmanlı kültürünün merkezi olan İstanbul'da, klasik Türk müziğiyle de ilgilenmişti. Yaşadığı yıllarda, klasik müzik makamlan ve şarkı sözlerinde aruz, âşık fasıllarında önemli yer tutmaya başlamıştı. Gazel, murabba, muhammes, müseddes ya da müstezad biçimlerinde yazılan şiirler, yazıldıkları aruz kalıbına uygun olarak belli bir makamda okunduklarından, böyle adlandırılmışlardı. Nitekim Gevherî'nin kendi adıyla anılan bir müzik makamı olmuştu. Başlangıçtan günümüze dek, halk edebiyatı ve bu edebiyatı yaratan âşıklarımız, Türk edebiyatının aynlmaz bir bütünü oldu. Bir başka anlatımla, halk edebiyatı, Divan ve Tasavvuf edebiyata gibi öteki türlerden soyutlanmadı; bu edebiyatlar sürekli birbirinden etkilendiler. Bu ctkilenişlerin ilklerinden olan ve Halk edebiyatımızda günümüze kadar varlığını koruyan büyük sanatçılarından birisi de Gevheridir. işte Gevherimden bir deyiş: Ela gözlerini sevdiğim dilber Salınıp geldiğin yolar öğünsün Ne güzel yaratmış seni Yaradan ince belin saran kollar öğünsün Aman hey eğlencem gel yine aman Yok mudur zerrece göğsünde iman Soyunup koynuna girdiğim zaman Ol sinem üstünde eller öğünsün Bir melek nesli mi vardır soyunda Hak nazarım kaldı selvi boyunda Ol günlerde bahar bayram ayında Üstüne gölgfolan dallar öğünsün Gevherî yarimin akranı yoktur Var yürü yüzüne perdeler döktür Kaşların kemandır kipriğin oktur Ziifüne dokunan yeller öğünsün Ahmet ÖZDEMİR
YORUMLAR